English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ T ] / The room

The room translate Turkish

55,687 parallel translation
He'd get decontaminated, and then he'd sit across the room from me, like, far, far away.
Zararlı maddelerden arınır ve odanın benden uzak köşesine oturur, çok çok uzağıma.
You stay on your side of the room, he stay on his.
Sen odanın kendi tarafında kal. O kendi tarafında kalsın.
Let us have the room, please.
Odanızı alalım lütfen.
You can answer, there is an intercom in the room.
Cevap verebilirsin. Odada mikrofon var.
I mean, they got no food here, but you can order a pizza, and you can put it on the room.
Burada yiyecek bir şey yok ama pizza sipariş edebilirsin ve odanın hesabına yazdırabilirsin.
Could we have the room for a second, please?
Biraz yalnız kalabilir miyiz?
You were the only other high school kid in the room.
Salonda benim dışımdaki tek liseli sendin.
She was in the room that night.
O gece odadaymış.
The cops come, see you and the body in the room cart you off to jail.
Polisler geliyor, odada ve bedenle görüşürüz Seni hapse atarsın.
I mean, I-I know what I'd vote for, if you're feeling out the room.
Eğer kafanız karışıksa ben neye oy verceğimi biliyorum.
The... The room from the, uh... the...
Şey... şey oda, uh... şey...
Look, I-I... there's nothing in the room but us.
Bak, B-Ben... Odada bizden başka hiçbir şey yok.
Yeah, I'm sure the room is full of erections.
Evet, eminim tüm erkekler erekte olmuşlardır.
Richest guy in the room is always the boss.
Odadaki en zengin adam daima patrondur.
I, uh, used my last 20 for the room. So...
Son 20 dolarımı oda için kullandım.
Rob, could we have the room?
Rob, yalnız kalabilir miyiz?
That same person was in the room with Javadi when he was rendered back to Israel.
O kişi Javadi, İsrail'e teslim edildiğinde de o odadaydı.
The airlock is a sealed room surrounding the front door.
Hava kilidi dış kapıyı saran yalıtıImış bir oda.
And I took you to the emergency room, where we had to stay for three days, and they couldn't figure out what was wrong with you.
Ve seni üç gün boyunca kalmak zorunda kaldığın acile götürdüm ve sendeki sorunu çözemediler.
One day you're developing prints in the dark room, the next day you wake up in the dark.
Bir gun, karanlik odada fotograflari tab ederken ertesi gun gercekten karanlikta uyaniyorsun.
That hospital room doesn't exist anymore, so, we can also cross off any Phillips from the past decade.
O hastane odası artık yok yani son on yıldaki Phillips'leri de silebiliriz.
I mean, the hospital room's gone, Pat Phillips, obviously gone.
Hastane odası yok, Pat Phillips de yok elbette.
It's like, it's all about pounding you into the next room, and choking you.
Bütün olay sizi ezmekle, boğmakla ilgili.
I mean, they shoot something in their living room and throw it on the Internet and then now they're a porn star.
Evde bir şey çekip internete koyuyorlar sonra porno yıldızı oluyorlar.
So, there are a number of ways to get help if you need it, or if a friend does, okay? And all of this information is on the board outside of my room or outside of the main office.
Siz ya da bir arkadaşınız ihtiyaç duyuyorsanız yardım almanın birçok yolu var ve bu bilgilerin çoğu odamın ya da ana ofisin önündeki panoda yazılı.
It's the boys'locker room.
Burası erkek soyunma odası.
What about the phone in your room?
Odanızdaki telefon ne oldu?
Just... read the goddamn room, sensei.
Sen de vaziyetten anla be karateci.
Oh, there's not enough room for all my genius, so I'm leaving you with my fear of wicker furniture, my desire to play the trumpet, my tentative plans to purchase a hat, and six years of improv workshops.
Deham için yeterince yer yok o yüzden hasir mobilya korkumu trompet çalma arzumu, sapka alma konusunda belirsiz planlarimi alti yillik dogaçlama egitimimi sana birakiyorum.
The family was told to get counseling by your principal, even though it's not the family that was huffing pottery glaze in the art room and desk wetting in history class.
Müdürünüz tarafından ailece rehberlik almamız gerektiği söylendi, halbuki "aile" değildi, sanat dersinde çömlek cilası koklayıp, tarih dersinde sırasına işeyen.
You can stay, dead to the world and die in this room.
Dünyanın tamamen unuttuğu biri olarak bu odada kalabilir, ve ölebilirsin.
All Vindicators report to the... briefing room.
Bütün Aklayıcılar bekleniyor... brifing odasına.
Ugh, you're... You're probably confused because we barely knew each other, but you really stuck your neck out when you gave me props for my awesome jokes in the briefing room.
M-muhtemelen kafan karıştı çünkü birbirimizi pek tanımıyorduk bile ama brifing odasında kendini gerçekten tehlikeye attın mükemmel esprilerime katılarak.
You get me a towel and maybe we can discuss this in the living room, like civilized people.
Bana bir havlu verirsen belki bunu medeni insanlar gibi oturma odasında konuşabiliriz.
I already turned the lights on in his room.
Odasının ışığını açtım bile.
But the whole room smells foul.
Ama bütün oda kötü kokuyor.
Been hitting the weight room?
Salonda ağırlık mı kaldırıyorsun?
In the dining room.
Yemek odasında.
I'm right in the next room.
Hemen yan odadayım.
You said yourself, he's sitting in the conference room right now, going over the books.
Şu anda konferans salonunda oturduğunu, defterleri incelediğini kendin söyledin.
I'm just saying, drop in to the emergency room, let'em take a look.
Acil servise gidelim. Sana bir baksınlar.
So, while you're eating mashed potatoes from a box in a dark room, think of me among the Amber waves of grain.
Siz karanlık bir odada, bir kaptan patates pürenizi yerken beni kehribar çiçekleri arasında eğlenirken hayal edin.
That why the door. To this room stay locked from the outside, ke?
Odanın kapısı o yüzden dışarıdan kilitli tutuluyor değil mi?
So he's there, he's tearing us a new one. Meanwhile, the whole room stinks like cheese farts.
İşte teker teker hepimizi azarlıyor ama bu sırada bütün odaya hakim olan osuruk kokusu peynir kokuyor.
You're needed in the conference room.
Toplantı odasında bekleniyorsunuz.
- Yeah, assuming I'm able to stand being in the same room with him.
Evet. Onunla aynı odada durmaya katlanabileceğimi varsayarsak.
The deposition is taking place in board room "a" of the Andrew Hayes federal building in New York City at 11 : 21 A.M.
New York'taki Andrew Hayes federal binasındaki toplantı salonu A'da, saat 11 : 21'de ifade veriyor.
Okay, well, you can go up to your room, loosen those joints, and we'll see you in the parking lot in about an hour.
Pekala, odana çıkıp esneyebilirsin. Seninle bir saat içinde park yerinde görüşürüz.
I know what it's like when someone's hogging the champagne room.
Birilerinin şampanya odasını meşgul etmesi nasıldır bilirim.
And I wake up two weeks later in a hotel room in Perth on the opposite fucking coast.
Ve iki hafta sonra tam tersi bir kıyı şehrinde bir otel odasında uyandım.
And I'm thinking this is a fucking waste of time, at best, a misguided detour... when I notice the TV in the hotel room is on.
Ve sadece boşa geçen zaman diye düşünüyordum. En azından yolumu şaşırmıştım... Ta ki otel odasındaki televizyonu fark edene kadar.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]