English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ T ] / The whole day

The whole day translate Turkish

1,431 parallel translation
Not the whole day, just a couple of hours in the afternoon.
Tüm gün olmayacak, sadece öğleden sonra birkaç saat.
You do this the whole day
Tüm gün bunu mu yapıyorsun?
- This can last the whole day?
- Bu tüm gün için yeter mi?
Going up the minaret of the mosque for the whole day.
Bütün gün boyunca camiinin minaresine çıktım.
IT WAS GREAT. WE SPENT THE WHOLE DAY AT THE MODERN MUSEUM OF ART.
Bütün günü modern sanat müzesinde geçirdik.
I would probably spend the whole day and night writing until I felt as though I had left something behind that I was proud of.
Sanırım bütün bir günü ve geceyi yazarak geçirirdim. Arkamda bırakacak birşey olmanın gururunu taşımak isterdim.
They skipped the whole day.
Tüm gün yoktular.
I'm sorry to put a big cloud over the whole day.
- Sorun değil. Gününe gölge düşürdüğüm için üzgünüm.
So I spent the whole day thinking about what happened with Danielle.
Bütün günü Danielle'e ne olduğunu düşünerek geçirdim.
- No! I spent the whole day keeping you safe.
Tüm günü seni korumak için harcadım.
And so, he spent the whole day long cutting firewood for me.
Ve tüm gün boyunca odun kırdı.
Grandpa Joe spent the whole day out of bed.
Joe dede tüm günü yatağının dışında geçirdi.
I just thought I would tell you so you wouldn't waste the whole day talking to the door.
Sana söylemem gerekir diye düşündüm... böylece tüm gününü kapıyla konuşarak geçirmen gerekmez.
She just spent the whole day talking to the cops.
Bütün gün polislere ifade verdi.
- No, about the whole day.
- Hayır, bütün gün için.
I'd been drinking tea the whole day.
Sabahtan beri içim dışım çay oldu.
It has all the calories one needs for the whole day.
Gün boyu ihtiyaç duyulan tüm kaloriyi içeriyor.
Nikhil didn't call me the whole day.
Nikhil beni bütün gün aramadı.
I had kept the mobile on the whole day too.
Aramasını bekledim, hem de tüm gün.
I "d give my right arm just for one employee who didn" t bitch and moan his way through the whole day.
Bütün gün ağlayıp sızlamayan bir tek çalışan görsem... sağ kolumu feda ederdim.
Suddenly it dawns on me I got the whole day free
Birdenbire dank eder kafamda Bekleyen koca bir gün var önümde
Why do you need it for the whole day?
Neden tüm günlüğüne odaya ihtiyacın var ki?
We don't have to stay here the whole day!
Bütün gün burada kalmak zorunda değilim ki!
We had sex the whole day.
Bütün gün seks yaptık.
- The whole day is ruined!
- Tüm günümüz mahvoldu.
- I spent the whole day on it.
- Bütün günümü üzerinde çalışarak geçirdim.
A whole day's work goes down the toilet, and I have to start all over again.
Bütün gün çöpe gitti, tekrar başlamam gerekecek.
One day, I opened the camera and the whole roll got burnt... so I don't open it anymore.
Bir gün makineyi açtım ve her şey yandı. Bir daha yapmayacağım.
A parent who eats every meal every day for the whole year with their child and at every meal gives a very compelling nutrition message and can bring in cartoon characters and Michael Jordan - - so instead of selling McDonald's,
Bir yıl içinde her gün, her yemeği çocuğuyla birlikte yiyen anne babalara bu yemek, zorlayan bir beslenme mesajı veriyor.
As the symbol of against and protest, the church bell has ringed whole day
Bu konuda protesto olarak, her gün büyük katedralin çanlarını çaldırıyor.
On that day. The whole staff was to be promoted.
O gün... tüm personel terfi aldı.
The good news is, folks, that wonderful weather we've been enjoying all week in the whole Los Angeles basin, that's going to continue tonight and all day tomorrow, Saturday.
İyi haber, Los Angeles'da bizleri bütün hafta boyunca güzel bir hava bekliyor. Bu güzel hava, bu akşam, yarın ve cumartesi gününe dek sürecek.
We're out here the whole goddamn day? What a goddamn circus!
Tam bir ahmaklar sürüsü!
- Once. - No. Once, you fell asleep on a stapler, and the whole next day, you had "Swing line"... printed backwards across your face.
- Hayır, bir kere zımbanın üstünde uyuyakaldın ve ertesi gün boyunca suratında markası yazdı.
- Being away from the Inn for a whole day. - You get some perspective.
- İnsanın bakış açısı değişiyor.
Now, had we stayed there one more day, we would have been able to see the whole thing go down.
Orada bir gün daha kalsaydık, her şeyin çöküşünü görebilirdik.
By Miranda's wedding day, I thought the whole world had gone romantic... when Samantha insisted on picking me up in a cab.
Miranda'nın düğünüyle birlikte, tüm dünyanın romantikleştiğini düşündüm, Samantha gelip beni taksiyle almakta ısrar ettiğinde.
- The whole day?
- Bütün günü mü?
This is the day we organize the whole season, who gets to go to what game with me.
Tüm bir sezonu organize ettiğimiz gün, kim benimle hangi maça gelecek falan.
You want to spend your whole first day in the pit?
İlk gününü çukurda geçirmek istemezsin herhalde?
We waited a whole day in the customs house.
Gümrükte tüm gün boyu bekledik
- He's a sailor... and he once told me of a place where people play all day... and the trees grow fruits in every color of the rainbow... and the sunsets set the whole sky on fire.
Ve bir gün bana bir yerden bahsetmişti. İnsanların bütün gün oyun oynadıkları... Ve ağaçlarda gökkuşağının renklerine sahip meyvelerin yetiştiği...
Baby, don't work the whole day away.
- Bütün gün çalışmazsın.
You wanna protect your family'cause at the end of the day, this is the most important thing in the whole world.
Aileni korumak isteyeceksin çünkü günün sonunda, bütün dünyadaki en önemli şey senin için.
Now I gotta waste the whole fucking day... looking for that nitwit!
Şimdi tüm günümü bu sersemi arayarak boşa harcıyorum!
That's the whole point, Daniel. Wednesday is a special day...
Bütün neden şu ki Daniel, çarşamba özel bir gün...
But if you're going to question every little detail, the whole thing's gonna fall apart - and we might as well call it a day, OK?
Ancak her küçük ayrıntıyı soracaksan, aramız açılır ve biz bile pes edebiliriz.
I re-keyed the whole place that day, left three keys, was gone by noon.
Üç anahtar bırakıp öğleye kalmadan çıkıp gittim.
You know, the whole next day everyone was -
Herkes bundan bahsediyordu.
You know, one day. Just one day, maybe, I'm going to meet somebody who gets the whole
Biliyor musun bir gün belki de...
All right, look, E. I know you put this whole thing together, but I'm the one who's gotta work with her every day.
Biliyorum, ama her gün Mandy'le beraber çalışmak zorundayım.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]