English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ G ] / Good one

Good one translate Turkish

15,695 parallel translation
Ah! Good one.
Bu iyiydi.
He would have had a good one for that.
- Kesin onlarla ilgili de esprisi vardır.
Have a good one, big guy.
- İyi eğlenceler, koca oğlan. Sana da.
The good one.
Güzel olan.
He told me, "I got a job offer, mum, and it ain't a good one!"
Bana dedi ki ;'Bir iş teklifi aldım anne.'Ama iyi bir iş teklifi değildi!
- It's a good one.
- Güzel diyorlar.
This is a good one, right?
- Bu iyi mi?
- That's a good one.
- O iyi aynen.
Well, you have a good one on your hands here.
Elinizde çok iyi bir erkek var o zaman.
- Have a good one.
- İyi yazlar.
Find me a good one to stand onstage with.
Sahneye çıkarabileceğim temiz bir tip bul.
That's a good one, but seriously...
İyiydi, ama cidden -
I think we found you a good one.
Bence iyi bir ev bulduk.
Hmm, you either a real good one or a real shitty one.
Ya iyi bir polissin ya da berbat.
Not a very good one, obviously.
Çok iyi değilmiş o zaman, görünüşe bakılırsa.
It was a good one. It was a good idea.
Güzeldi, iyi bir fikirdi.
Yeah, I hear it's a good one.
Evet, duyduğuma göre iyi bir okulmuş.
Good one.
Güzel laftı.
It's a good one.
- Düzgün bir şey.
Good one!
İyiydi!
Good one, Kimmy.
İyi dedin, Kimmy.
Have a good one.
İyi günler.
Since we've been becalmed, our rate of drift has suggested we had a good chance of making landfall on one of these islands in approximately a week to ten days'time.
Buraya çakıldığımızdan beri, sürüklenme hızı akla geldi bir hafta ila 10 gün arasında bu adalardan birini görme şansımız vardı.
Since we've been becalmed, our rate of drift has suggested we had a good chance of making landfall on one of these islands.
Buraya çakıldığımızdan beri, sürüklenme hızımıza göre bu adalardan birine çıkma şansımız vardı.
There's good reason, it would seem, that you were the only one to whom they refused a pardon.
Af önermeyi reddettikleri kişinin tek sen olması için iyi bir sebepleri var.
At the end of every great achievement that has ever been, I imagine one looks back and is reminded of the one moment when good fortune reached out and gave the thing its blessing.
Hani bütün büyük başarıların sonunda insan şöyle bir arkasında doğru bakıp, şansın ona uzanıp, kutsadığı anı hatırlar ya.
He writes at one point about the battle, as he perceives it, between "good Paul" and "bad Paul".
Kendi algıladığı şekliyle "iyi Paul" ve "kötü Paul" arasındaki savaşı yazıyor bir yerinde.
You know, one of the things you miss in here is being able to say good night to someone that's not an animal in a fucking zoo.
İçerdeyken en çok özlediğim şeylerden biri de... birine'İyi geceler'diyebilmek. Buradaki hayvanlardan birine değil, tabi.
I've never met a good person or a bad one.
- Hiç bir zaman iyi veya kötü birisiyle tanışmadım.
- Score one for the good guys! - That's what I'm talking about.
- Sizin adınıza çok sevindim çocuklar!
A happy marriage means a good life... an unhappy one means good poem
Mutlu bir evlilik demek, mutlu bir hayat demektir... ve mutsuz hayat ise, iyi bir şiir demektir.
My whole life, you taught me to be careful, to keep moving, always one step ahead of Savage, but after tracking you for 4,000 years, he'd gotten good.
Bütün hayatım boyunca dikkatli olmayı, hayatıma devam etmeyi Savage'tan her zaman bir adım önde olmayı öğrettiniz. Ama 4,000 yıl izinizi sürünce işinde iyi bir olmuştu.
Give me one good reason why we shouldn't kill you.
Seni öldürmememiz için tek bir neden söyle.
That's all I saw today. Good versus evil, love versus hate. The devil hits you like that, there's only one weapon you have to fight back with.
Bugün gördügümse, iyi - kötu, sevgi - nefret savaşı... şeytan böyle saldırır ve sen elinde ne varsa onunla savaşırsın.
I for one could use a good non-reconstituted meal.
Kendi adıma kurutulmamış bir öğün yemek isterim doğrusu.
We took a really good family portrait which is emblematic, I think, of where we were at that time in our lives, because no one is smiling.
Hayatımızın o dönemini çok iyi yansıtan bir aile fotoğrafı çektirdik çünkü kimse gülümsemiyordu.
An operative with this man's duties is really good for one thing.
Bu adamın görevleriyle ilgili bir operatör Bir şey için gerçekten çok iyi.
He said you were at Dallas'house tying one on and you didn't come home because it's not good to drive drunk.
Dallas'ın evinde olduğunu, çok fazla içtiğini, ve içkili araba kullanmak istemediğin için eve gelmediğini söyledi.
One of us thought it was a good explanation.
Birisi, bunun iyi bir bahane olacağını düşündü.
She and Beatrice together make one good worker.
Beatrice ile birlikte iyi "bir" işçi oluyorlar.
Oh. Good to know at least one person was listening,
Tanrım en azından bir kişinin dinlediğini biliyordum.
Assuming you're correct and the Irish were hit by a powerful crime syndicate tonight... if you're the only one who survived, your good fortune's gonna rub some dangerous people the wrong way.
Doğru olduğunu varsayarsak İrlandalıların çok güçlü bir suç örgütü tarafından bugün vurulduğunu... eger sadece sen hayatta kaldıysan, iyi şansın tehlikeli insanları kötü yola sürükleyecek.
One good thing about the run, he's not as fat as the coach any more.
Koşuyla ilgili tek bir iyi şey var, artık antrenörü kadar şişman değil.
What good is one?
- Bunun nesi iyi?
This one good feng shui.
İşte bu iyi Feng Shui.
- And I've good feeling about this one.
- İçimde iyi bir his var. - Evet, efendim.
One's as good as the next.
- Biri diğeri kadar iyi.
Yeah. Yes, good one.
Güzeldi.
Good. You're running this one.
Bunu sen yapacaksın.
The one good thing we did in this world was that kid.
Bu hayatta yaptığımız tek güzel şey bu çocuk.
You bought it all with good memories, so your friend Jonah could spend some time with one of my star attractions.
Güzel anılarınıza karşılık her şeyi satın aldınız ki arkadaşınız Jonah benim en çok talep gören kızımla biraz vakit geçirsin.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]