Spare his life translate Turkish
57 parallel translation
I must ask you to spare his life, no matter what the cost.
Hayatını bağışlamanızı rica ediyorum. Bedeli ne olursa olsun.
I beg of you to spare his life.
Onun hayatını bağışlamanız için size yalvarıyorum.
You're the one who asked me to spare his life.
Onun hayatını bağışlamamı isteyen tek sendin.
Don't cry, I'll spare his life
Tamam ağlama, onu bağışlayacağım
Please spare his life!
Lütfen hayatını bağışlayın!
You must have begged the forest spirit to spare his life!
Bu insanın hayatını kurtarmak için Ormanın Ruhu'na yalvarmış olmalısınız.
Please Sir, in the name of God spare his life
Tanrı adına onun yaşamını esirge
I beg of you, please spare his life, Sir So, lost all of your starch at last, have you
Lütfen onu kurtarın efendim
If he arrives until here, I spare his life. Do you follow me?
Buraya kadar gelebilirse hayatı bağışlanacak.
You said that if he arrived here you spare his life.
Hani buraya kadar gelirse hayatı bağışlanacaktı?
If he listens to us and leaves her, I spare his life.
Bizi dinler de onu terkederse, hayatını bağışlarım.
His penitence is obviously real. It would be a meaningful gesture for us to spare his life. No.
Sence bu yiyeceklerden bazılarını yanımızda götürmemize izin verirler mi?
I beg you you to spare his life for my sake.
Size yalvarıyorum benim hatırıma onun hayatını bağışlayın.
I'll spare his life.
Hayatını bağışlayacağım.
Near death... the Scorpion King made a pact with the dark god Anubis... that if Anubis would spare his life... and let him conquer his enemies... he would give him his soul.
Ölümün eşiğine gelen... Akrep Kral, karanlıklar tanrısı Anubis'e bir anlaşma önerdi. Buna göre, Anubis onun hayatını bağışlayacak... ve düşmanlarını yenmesine izin verecekti... o da karşılığında Anubis'e ruhunu verecekti.
I beseech you spare his life!
Onun hayatını koruman için sana yalvarıyorum!
Spare his life.
Hayatını bağışlayın.
Then perhaps I'll spare his life.
Sonra belki, yaşamını bağışlarım.
They didn't spare His life, eh, Peter?
Onun hayatını bağışlamadılar, değil mi Petrus?
I will not spare his life.
Ben, onun yaşamını esirgemeyeceğim.
Spare his life.
Canını bağışla.
why should i spare his life... the one who sent me here?
Beni buraya yollayan birinin... hayatını neden bağışlayayım.
If we spare his life then we sacrifice the King's.
Canını bağışlarsak, Kral'ınkini harcamış oluruz.
I'll spare his life.
Onu kurtaracak olan benim.
He may amount to nothing, but spare his life.
O bir ise yaramiyor olabilir, fakat canini bagisla.
Spare his life, I beg you, for his children's sake.
Çocukları hatırına canını bağışlayın, yalvarırım!
What would a mother not do in order to spare his life?
Bir anne oğlunun hayatını kurtarmak için neler yapmaz ki! ?
Why did you spare his life?
- Neden hayatını bağışladın? - Arkamızdan gelemeyecek zaten.
Machete, you have to promise me you'll spare his life and help him.
Machete, bana söz vermelisin. Canını bağışla. Ve ona yardım et.
Your Majesty, please spare his life
- Majesteleri! Lütfen canını bağışlayın!
Instead, it was a rather pitiful affair involving tears, begging and offers to trade anything and, indeed, anyone so that I would spare his life.
Tam tersine, tam bir rezaletti. Ağladı, yalvardı hayatını bağışlamam için her şeyi ve herkesi satabileceğini söyledi.
I will spare his life!
Hayatını bağışlıyorum.
We were right to spare Mr Bond's life in Switzerland, if those gentlemen are his friends.
Eğer bu iki bay onun arkadaşlarıysa İsviçre'de Bay Bond'un hayatını bağıişlamakta haklıymışız.
I've offered my own life in place of his if the gods will spare him.
Tanrılar onu bağışlasın diye, onun yerine kendi hayatımı teklif ettiğimi söyle.
He walked into the ring to spare his son further injury, and he lost his life.
O, oğlunun daha fazla incinmesini önlemek için arenaya girdi, ve yaşamını yitirdi.
"Spare him his life. I'm ready to lay my life instead"
"Ben hazırım canımı ona vermeye"
His Majesty might spare your life
İmparator canını belki bağışlar!
He had to carry out his orders : "Spare the kidnapper's life." Any laymen in police tactics could point out at least ten opportunities for a clear shot.
ve sonuç şöyle de olabilirdi beyninin yarım kilosu otobüsün üzerine saçılmış.
Now, I'll spare you the pitiful details of his life and only say, that thanks to me, he became one of the most prominent lawyers in San Francisco.
Şimdi, sana hayatının zavallı ayrıntıları yedek ve sadece söylemek ll, San Francisco bana sayesinde bu, o en önemli avukatlarından biri oldu. Arkadaşlar, bu bir uzak olsun izin vermeyin.
Walked back into my life. Murray let me stay in his spare room for free,
Murray, boş odasında bedava kalmama izin verdi.
- What possible assurance do you have he would lower his scepter to spare your life?
Nasıl bir güvencen var ki, asasını indirip canını bağışlayacağına inanıyorsun?
Do you think God's decision to spare Mr. McCann's life was a sign that He wanted him to fulfill his eternal marital obligations to his wife?
Sizce tanrının Bay Mccann'ın karısına olan ebedi evlilik sorumluluğunu yerine getirmesi için bir işaret verme kararı boşuna mıydı?
Bring her, make her sit on his lap, fall at my feet. I'll spare your life.
Kızı getirip, ayaklarıma kapanırsan hayatını bağışlayacağım.
# Spare him his life from this monstrosity #
* Bağışla hayatını bu felaketten *
If you care for my feelings, His life you will spare.
Hislerime önem versen, canını bağışlardın.
Take my life, but spare his!
, Hayatımı al Onun tutmak!
Take my life and spare his!
Tutarak, hayatımı al!
# He's just a poor boy from a poor family # Spare him his life from this monstrosity... #
d He's just a poor boy from a poor family d Spare him his life from this monstrosity... d
Well, sir, if you ask me, somebody up there is trying to tell you that whatever flat tires you've got in your life, God's there with his little spare and it enables you to drive real slow till you get to the next station.
Evet efendim, eğer bana sorarsanız yukarıdaki birileri sana nasıl bir patlak lastiğiniz olursa olsun Tanrı yedek parçasıyla oradadır ve artık bir sonraki durağa kadar daha yavaş sürmene olanak tanır.
Maybe the jury would spare his pathetic excuse of a life, and that was a chance I couldn't take.
Belki jüri kendi haline bıraksam da o acınası hayatını bağışlardı ama işimi şansa bırakamazdım.
Spare him his life!
Hayatını bağışlayın!
his life 69
life 1101
lifetime 19
life goes on 120
life is good 62
life is beautiful 34
life is short 124
life is but a dream 17
life isn't fair 26
life or death 27
life 1101
lifetime 19
life goes on 120
life is good 62
life is beautiful 34
life is short 124
life is but a dream 17
life isn't fair 26
life or death 27
life is too short 32
life is hard 20
life is great 19
life is 34
life's a bitch 23
life sucks 30
life and death 48
life's too short 77
life is complicated 17
life crisis 61
life is hard 20
life is great 19
life is 34
life's a bitch 23
life sucks 30
life and death 48
life's too short 77
life is complicated 17
life crisis 61