English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ A ] / And look at that

And look at that translate Turkish

2,941 parallel translation
Look at these titties and look at that ass.
Şu memelere bak, şu göte bir bak.
I couldn't even go into court today and look at that little monster.
Bugün mahkemeye gidip o küçük canavarın suratına bile bakamadım.
When he sits opposite, lean in slightly and tilt your head so that you have to look at him through your eyelashes.
Karşına oturduğunda, yavaşça geriye yaslan ve kafanı aşağı eğ böylelikle kirpiklerinin arasından ona bakabilesin.
Every cell in my body is screaming at me to run out of here and never look back. That's the wolf.
Vücudumdaki her hücre bana, buradan arkama bile bakmadan kaçmam için bağırıyor.
But it wasn't, of course, until DVD came out that I was really able to sit down and take a good look at it as far as just running through it over and over and over again.
Elbette filmin DVD'si çıkana kadar böyle değildi. Böylece tam anlamıyla başına oturup iyice incelemiş ve tekrar tekrar göz atabilmiştim.
And so that was something that I was able to look at later on VHS and say, "Yes, I had actually seen a minotaur there,"
Bu, daha sonra VHS kasetin üzerine bakma fırsatım olduğunda gördüğüm bir şeydi. Ve dedim ki : "Evet, gerçekten orada bir minotor görmüşüm."
When you really sit and think about it, I mean... because the whole thing is so whacked out, and it's so not put together... it's so... everything is so wildly out of place that when you... the more... the closer you get into looking at things, the more you look at them.
Gerçekten oturup bunun üzerinde düşündüğünüz zaman bütün her şey o kadar karmakarışık, öylesine dağınık ve her şey o kadar çılgın bir biçimde abes ki olayları daha yakından inceledikçe onlara daha da çok bakıyorsunuz.
Get close and when you are talking to her, look at her lips at some point as if you didn't care for her that much.
Yanına yaklaş ve onunla konuşurken, sanki kendisiyle ilgilenmiyormuş gibi dudaklarında bir noktaya doğru bak.
Because I look around this ship, at the technology that brought you from another world, and I want to believe that only an advanced species could have achieved so much.
Çünkü bu gemiye bakıyorum diğer dünyadan getirdiğiniz teknolojiye ve sadece gelişmiş türlerin bu kadar çok şey başarabildiğine inanmak istiyorum.
The bottom line is in any relationship you can either wallow in the person's past, or you can look at the person that's right in front of you and choose to move forward.
Bir ilişkide asıl önemli olan şey ya karşındakinin geçmişi ile bocalar durursun ya da o anda olduğu kişi olarak görürsün ve hayatına devam edersin.
Look, I know this happened before you and I were even dating, but does that mean I can't be mad at him for messing up our life?
Bak, biliyorum bu olay sen ve ben görüşmeye başlamadan önce yaşandı ama bu ona hayatımızı mahvettiği için kızgın olamayacağım anlamına mı geliyor?
And on that day, I will look at you with pride.
İşte o gün sana gururla bakacağım
You know when you're on a plane and there's turbulence, you look at the flight attendants, and if they're still smiling and serving drinks, you know everything's gonna be okay? That's Claire.
Hani uçağınız türbülansa girer de hosteslere bakarsınız, hepsi gülümsüyordur ve içecek servisine devam ediyordur ve siz de bir şey olmayacağına kendinizi inandırırsınız.
Look at that- - you just pick and pick and pick until you find a flaw.
Bak şimdi, ayıkla, ayıkla, ayıkla ta ki sorun buluncaya kadar.
And if you wanted, if you wanted, you could have Julia look at you like that for the rest of your life.
Ve eğer istersen, eğer istersen, ömrünün geri kalanında Julia ile önceki olduğunuz gibi olabilirsiniz.
Look, I have been e-mailing that douche for over a year now, and he only just sent me a "Dear Insert-name-here."
Bakın, ben o kodomana bir yıldan Fazladır e-posta atıp duruyorum, Ve bana sadece "İsminizi buraya girin" Diye bir cevap verdi
And Arabic is your deal, so have a look at that and I'll come down in a minute.
Bu da senin bilgi alanın, Bir göz at bekliyorum.
The interesting part is that you and Park agree, but you're not able to look at each other.
İlginç olan Park'la aynı fikirde olmanız ama birbirinize bakamamanız.
I look at my life, and I'm thinking, you know, what really matters, and, I mean, you got the memories and all that.
Hayatıma bakıyorum, ve düşünüyorum, bilirsin, gerçekten önemli olanları, yani, sahip olduğun anılar, hepsi.
It may seem strange that South African record companies didn't do more to try and track down Rodriguez, but, actually, if you look back at the time we were in the middle of apartheid, the height of apartheid.
Güney Afrikalı plak şirketlerinin Rodriguez'i araştırmaması biraz garip gelebilir,... ancak geri dönüp baktığınızda,... ırkçılığın tam ortasındaydık, ırkçılığın doruğundaydık.
I feel like I know you better than anyone else in the world, and then when you look at me, it's like none of that is true.
Seni herkesten daha iyi tanıyorum gibi geliyor. Ama bana öyle bakıyorsun ki sanki bunların hiçbiri gerçek değil.
I'm sorry, but I couldn't walk in that room and look at her, knowing that I'm the one who almost killed her.
Üzgünüm, ama neredeyse onu öldüren kişi olarak odaya öylece girip göremezdim.
Every day we look at these tapes of Emmet, and... it's hard, because I know that my dad's there just behind the camera. I can... I can hear him, but I just can't see him.
Emmet'in kasetlerini baktığımız her gün çok zordu çünkü babam kameranın arkasındaydı biliyordum, sesini duyuyor ama göremiyordum.
Look, when you guys break up, we're going to be stuck with an empty seat at the table, and we don't want to put ourselves in that position.
Bak, ayrıldığınız zaman, masada boş bir sandalye ile mahsur kalmak istemiyoruz, kendimizi bu pozisyona koymak istemiyoruz.
You walk down the street and you go, " Oh, look at that.
Caddeden iniyorsun ve...
The guys from dawes are coming down they want to look at the new set-up and all that.
Annenin yüzüne dikkatli davranır mısın lütfen? - Gömül direkt.
And you light up like a candle whenever you look at him, and you never look at me like that.
Ona bakınca gözlerinin için gülüyor. Bana hiç öyle bakmıyorsun.
Knowing that my lover's life was at stake, and that our crime committed forever a common future, I asked a boy from the village to look for the husband of Aurora.
Sevgilimin hayatının tehlikede olduğunu ve suçumuzun ortak gelecekte bizi takip edeceğini bilerek köyden bir çocuğa Aurora'nın kocasını aramasını söyledim.
Well, maybe now you know how gay people felt when you suggested that they sit around all day and look at their own junk.
Belki de artık eşcinsellere oturup kendilerininkilere bakmayı tavsiye ettiğinde nasıl hissettiklerini anlamışsındır.
Look, when they yell and scream at each other, that's normal for them.
Bak, birbirlerini bağırıp çağırmaları normal bir şey.
And you say that you don't know if you'll ever be in a surgery because, right now, your attending physician is so pissed off, she doesn't even want to look at you.
Ameliyat yüzü göremeyeceğini söyle çünkü şu anda uzman hekimin.. o kadar kızdı ki. yüzünü bile görmek istemiyor.
But we also know that, for example, the Temple of the Sun, the Temple of the Moon, i.e. two pyramids, and the Temple of Quetzalcoatl are in the same layout as Orion's Belt, which the three pyramids of the Giza Plateau have been laid out into, as well. So when we look at these buildings, we find they are mapped according to the same principle, and incorporating the same information.
Ama ayrıca biliyoruz ki örneğin Güneş Tapınağı Ay Tapınağı yani iki piramit ve Quetzalcoatl Tapınağı aynı Gize Platosunda düzenlenmiş üç piramit gibi Orion kuşağıyla aynı düzlemdeler yani bu yapılara baktığımızda onların aynı ilke ve aynı bilgilerin işbirliğiyle haritalandığını buluyoruz.
I believe that there's a deep mystery with them, and we really have to look at it from a different perspective to try and find the answer to that mystery.
Acaba yerküre boyunca dağılmış olan bu piramitler...
Someone who could get access to our cell phones and send us that photo, someone who wouldn't look out of place at the crime scene, who could gain entry to the evidence, someone who's playing "catch me if you can."
Bizim ve telefonlarımıza ulaşabilen birisi ve bu fotoğrafı yolladı, suç mahalline dikkat ulaşabilecek birisi delillere ulaşabilecek birisi. "Yakalayabiliyorsan yakala" oynayan birisi.
Jeannie, he will shake your hand, give you one long last look to lock in that mental picture, and then you're out of there.
Ama ona bir marka genişletme stratejisiyle gidersen Jeannie, elini sıkıp bu anı kafasında tutmak için sana uzunca bakacaktır, ve sonra oradan atılıvereceksin.
I look at art all day long, and that, my friend, is pretty good.
Bütün gün sanat eserlerine bakıyorum ve bu dostum, gerçekten güzel.
I just don't, I mean, everything that happened with Amber in Sacramento... and it's really hard to look at you face-to-face every single day, and... and lie about it.
Ben sadece, yani... Sacramento'da Amber'la bütün bu olanlar... her gün seninle yüz yüze bakmak gerçekten çok zor ve... yalan söylemek.
Uh, I'm not good at, you know, romance-y... things, but, look, I am working, and you can't fault me for that.
Bu romantik şeyler konusunda hiç iyi değilim. Ama çalışıyorum, beni bunun için suçlayamazsın.
And trying to look at those particles that are produced, and understand what happened in those collisions, is what the LHC is all about.
Ve BHÇ'nin bütün işi, üretilen bu parçacıklara bakmaya ve bu çarpışmalar içinde ne olduğunu anlamaya çalışmaktır.
And then we look at them all and if we see a bump, some little statistical anomaly there that's significant, then we get excited, and then we go ask the other guys, "Hey, did you guys see that?"
Ve hepimiz onlara bakıp bir yumru görürsek, bazı küçük ama önemli istatiksel anomaliler, o zaman heyecanlanır ve diğer çocuklara da sorarız, "Hey, çocuklar bunu gördünüz mü?"
And now look at that kid, he turned into an incredibly fit genius who has everything he ever wanted.
Şimdi bakın o çocuğa, istediği her şeye sahip olan inanılmaz şekilde formda olan bir dahi oldu.
Today, in disgust, we look upon slavery and the view of human life at that time.
Bugün köleliğe ve o zamanki insan yaşamına nefretle bakıyoruz.
Look, I know that you are mad at me and that you don't really like to do this sort of thing, but can't you just cover for me?
Bak, bana kızgınsın biliyorum senin de böyle bir şeyi yapmak istemediğini biliyorum ama sadece bana destek olsanız?
That word took one look at our house and ran.
Bu sözcük evimize bir kere baksa kaçar gider.
It's just suddenly hit me, that I'm driving across Italy in a supercar, and I've got another one to look at!
Bir süper arabanın içinde İtalya'yı geçmek birden beni sarstı ve ayrıca bir diğerine de bakabiliyorum.
Look, he can't remain in that house. It leaves Sam vulnerable and puts us ail at risk if we're to slay operational
Hasan o evde kalamaz, Sam'i savunmasız bırakır operasyona devam edersek hepimizi de riske atar.
No, I am sad all the time, and people look at me like I'm crazy when I take you out to dinner, but it was okay because I thought that we were... heading somewhere, but...
Hayır, Sürekli üzgünüm ve insanlar seni yemeğe götürdüğümde beni deli zannediyorlar ama bunu sorun etmiyordum çünkü bir araya geleceğimizi düşünüyordum fakat...
So you can look at me in the eye and see that I am not as horrible as you think I am.
Böylece gözlerimin içine bakıp sandığın kadar kötü biri olmadığımı anlayabilirsin.
Look at this horror and you in that uniform!
O üniformanın içinde, korkunç görünüyorsun!
Look at me and tell me that you don't have a crush on fatpants.
Bana bak ve şişko pantolona aşık olmadığını söyle.
Yo, how could you look at me and say that?
Yo, nasıl bana bakıp bunu dersin?

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]